49,7850$%0,07
55,5306€%-0,15
66,3765£%-0,03
6.494,34%1,07
10.645,00%0,71
42.433,00%0,72
19:12
Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlerin mesleki sorunlarına çözüm üretmek yerine eğitim ve ölçme-değerlendirme süreçlerini merkezileştiren uygulamalara yöneldiğini belirten Demir, kararların sahadaki öğretmenlerin görüşleri alınmadan hayata geçirilmesini eleştirdi. Bakanlığın uygulamalarında “yaptım oldu” anlayışının öne çıktığını savunan Demir, önce kararların alındığını, ardından duyurulduğunu ve son aşamada öğretmenlerden bu kararlara uymalarının beklendiğini dile getirdi.
MEB tarafından birinci dönem yazılı sınavlarına günler kala duyurulan Ortak Yazılı Sınav Sistemi’nin, ortaokul ve liselerde 16 branşı kapsayacağını belirten Demir, sistem kapsamında sınav sorularının merkezi bir soru havuzuna bağlanacağını kaydetti. Eğitim sürecinin temel unsurlarından biri olan öğretmenlerin, kendilerini doğrudan ilgilendiren bu değişikliği kamuoyuna yapılan duyurular aracılığıyla öğrenmek zorunda kaldığını ifade etti.
Ölçme-değerlendirme sürecini standartlaştırmak ve öğrencilerin öğrenme eksikliklerini belirlemek amacıyla duyurulan uygulamanın, öğretmenlerin sınav hazırlama yetkisini sınırlandırdığını savunan Demir, sistemin aynı zamanda öğretmenlerin iş yükünü artırabileceğine dikkat çekti.
Yeni uygulamaya göre yazılı sınavlardaki yalnızca iki sorunun zümre öğretmenleri tarafından hazırlanacağını, geri kalan soruların ise Bakanlığın dijital soru havuzundan otomatik olarak seçileceğini belirten Demir, bu durumun öğretmenin sınıfta anlattığı dersin değerlendirilmesinde kendi söz hakkının azalması anlamına geldiğini ifade etti.
Öğretmenlerin yalnızca merkezi kararları sınıfa aktaran kişiler olmadığını vurgulayan Demir, eğitimcilerin öğrencilerini tanıyan, öğrenme süreçlerini takip eden ve öğrencilerinin ihtiyaçlarına göre ölçme-değerlendirme araçlarını hazırlayan kişiler olduğunu belirtti. Ölçme-değerlendirmenin öğretme sürecinden ayrı düşünülemeyeceğini kaydeden Demir, müfredattan ders kitaplarına kadar birçok alanda öğretmenlerin söz hakkının sınırlandırıldığını, yeni sistemle birlikte öğrencilerine yöneltecekleri soruları belirleme yetkilerinin de kısıtlandığını savundu.
Okulların fiziki koşullarının, sınıf mevcutlarının, öğretmen kadrolarının ve öğrencilerin sosyoekonomik imkânlarının birbirinden farklı olduğunu belirten Demir, merkezi sınav uygulamasının bu farklılıkları göz ardı ettiğini ifade etti.
Özel okullarla devlet okullarının, büyükşehirlerdeki eğitim kurumlarıyla taşımalı eğitim yapılan ilçelerdeki okulların aynı şartlara sahip olmadığını dile getiren Demir, kadrolu öğretmenlerle eğitim faaliyetlerini yıl boyunca ücretli öğretmenlerle sürdürmeye çalışan okullar arasındaki imkân farklılıklarına da dikkat çekti.
Öğretmenlerin sınav sorularını hazırlarken öğrencilerinin seviyelerini ve okulun koşullarını dikkate aldığını belirten Demir, ölçme-değerlendirme sürecinin merkezi denetim altına alınmasının mevcut eşitsizlikleri gidermek yerine daha da derinleştirebileceğini savundu.
Bakanlığın yeni sistemle öğrencilerin eksikliklerini tespit etmeyi hedeflediğini açıklamasını da değerlendiren Demir, öğretmenlerin öğrencilerinin öğrenme durumlarını zaten yakından takip ettiğini ifade etti. Demir’e göre asıl sorun, öğretmenlerin öğrencilerini tanımaması değil, okullarda belirlenen eksiklikleri giderecek ve eğitimdeki fırsat eşitsizliklerini azaltacak mekanizmaların yeterince oluşturulmaması.
Ortak Yazılı Sınav Sistemi’nin tanıtım programında Bakan Yardımcısı tarafından eğitim sisteminin önemli sorunlarından birinin “sınav odaklı sistem” olarak nitelendirildiğini hatırlatan Demir, bu soruna çözüm olarak dönem içi yazılı sınavların merkezi bir yapıya dönüştürülmesini eleştirdi.
Merkezi sınav uygulamalarının devlet okullarındaki eğitim kalitesini olumsuz etkileyebileceğini savunan Demir, öğrencilerin ve velilerin özel etüt merkezlerine, merdiven altı kurslara ve piyasalaşmış eğitim sektörüne yönelmek zorunda kalabileceğini belirtti.
Eğitim-İş Nevşehir Şube Başkanı İbrahim Demir’in açıklamasında öne çıkan temel mesaj, ölçme-değerlendirme sürecinin öğretmenlerin mesleki özerkliği çerçevesinde yürütülmesi gerektiği oldu. Demir, öğretmenlerin öğrencilerini tanıma ve onların ihtiyaçlarına uygun değerlendirme yöntemleri belirleme yetkisinin korunması gerektiğini vurgulayarak Milli Eğitim Bakanlığının eğitim politikalarını belirlerken sahadaki öğretmenlerin deneyimlerini ve görüşlerini dikkate alması gerektiğine işaret etti.