Bir zamanlar beslenmeyle ilgili bilgiye ulaşmak için kitaplar karıştırılır, uzmanlara danışılırdı. Bugün ise birkaç saniyelik bir video, yıllardır süregelen alışkanlıklarımızı değiştirmeye yetiyor. Telefon ekranını aşağı kaydırırken bir içerik üreticisi “Sabah aç karnına bunu içerseniz yağlarınız erir.” diyor. Bir diğeri ekmeği tamamen hayatımızdan çıkarmamızı öneriyor. Bir başkası ise “Doktorların söylemediği sır” başlığıyla milyonlarca kişiye ulaşıyor.
Peki gerçekten kim yönetiyor sofralarımızı; bilim mi, algoritmalar mı?
Ne yazık ki sosyal medya, doğru bilgiyi değil, dikkat çeken bilgiyi ödüllendiriyor. Çünkü algoritmaların amacı sizi sağlıklı yapmak değil, ekranda biraz daha uzun tutmak. Bunun yolu da çoğu zaman şaşırtıcı, korkutucu ya da mucize vaat eden içeriklerden geçiyor.
Oysa beslenme biliminin mucizelerle değil, kanıtlarla ilgilendiği unutuluyor.
Son yıllarda “detoks” kelimesi neredeyse sağlıklı yaşamın simgesi hâline geldi. Her gün yeni bir tarif… Limonlu sular, yeşil içecekler, çeşitli kürler… Ortak vaatleri ise aynı: Vücudu toksinlerden arındırmak.
Ancak insan bedeni zaten bunun için kusursuz çalışan bir sisteme sahip. Karaciğerimiz, böbreklerimiz, bağırsaklarımız ve akciğerlerimiz her gün sessizce bu görevi yerine getiriyor. Eğer bu organlar görevini yapamıyorsa çözüm bir bardak detoks suyu değil, tıbbi değerlendirmedir. Eğer görevlerini yapıyorsa da ekstra bir “temizliğe” ihtiyaç duymazlar.
Belki de sosyal medyanın en başarılı pazarlama stratejisi, insanların normal çalışan bir organını yetersizmiş gibi hissettirmektir.
Bir başka popüler akım ise glutensiz beslenme. Çölyak hastaları için yaşam kurtaran bu beslenme modeli, zamanla herkes için daha sağlıklı olduğu düşünülen bir yaşam tarzına dönüştürüldü. Oysa bilim bunu söylemüyor. Gluteni yalnızca moda olduğu için hayatından çıkaran biri, farkında olmadan posa, B vitamini ve bazı mineraller açısından daha yetersiz beslenebilir.
Beslenmede “herkese uyan tek doğru” diye bir kavram yoktur. İşte sosyal medyanın en çok gözden kaçırdığı gerçek de budur.
Bugün markete girdiğinizde ise başka bir trend sizi karşılıyor: Protein.
Proteinli kahve, proteinli puding, proteinli su, proteinli cips…
Sanki daha fazla protein tüketmek otomatik olarak daha sağlıklı ya da daha fit olmak anlamına geliyormuş gibi bir algı oluşturuluyor. Oysa protein elbette önemlidir; ancak ihtiyaçtan fazlasını tüketmek kas yapmaz. Kas gelişimi, düzenli egzersiz, yeterli enerji alımı, kaliteli uyku ve dengeli beslenmenin birlikte çalıştığı bir süreçtir. Hiçbir besin tek başına spor salonunun yerini tutamaz.
Son dönemin vazgeçilmez önerilerinden biri de elma sirkesi. Özellikle kilo vermek isteyenlerin karşısına sıkça çıkıyor. Bilimsel çalışmalar ise çok daha mütevazı konuşuyor. Elma sirkesinin iştah üzerinde sınırlı etkileri olabileceğini gösteren araştırmalar olsa da tek başına anlamlı ve kalıcı kilo kaybı sağladığını gösteren güçlü kanıtlar bulunmuyor. Buna karşılık bilinçsiz kullanımın mide, yemek borusu ve diş sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olabileceği biliniyor.
Belki de en çok tartışılan beslenme modeli aralıklı oruç. Sosyal medyada kimi zaman “mucize”, kimi zaman “tek doğru yöntem” olarak sunuluyor. Oysa bilim daha temkinli. Uygun kişilerde kilo kontrolüne ve bazı metabolik göstergelerin iyileşmesine katkı sağlayabilir. Ancak bugüne kadar yapılan çalışmalar, diğer dengeli kilo verme yaklaşımlarına açık bir üstünlük gösterdiğini ortaya koymuş değil. Üstelik herkes için uygun da değil.
Beslenme biliminin belki de en önemli özelliği, kesin hükümler vermemesidir. Çünkü bilim, yeni veriler geldikçe kendini günceller. Sosyal medya ise bundan farklı çalışır. Orada kesin konuşan daha çok izlenir. “Olabilir” diyen değil, “Kesin böyledir.” diyen öne çıkar.
Tam da bu yüzden ekranlarımızda en çok gördüğümüz kişiler, her zaman en doğru bilgiyi veren kişiler olmayabilir.
Peki biz ne yapmalıyız?
Karşınıza çıkan bir beslenme önerisini uygulamadan önce kendinize dört soru sorun: Mucize mi vaat ediyor? Çok kısa sürede büyük sonuçlar mı söylüyor? Tek bir besini çözüm olarak mı gösteriyor? Bilimsel dayanak sunuyor mu?
Bu soruların cevapları sizi düşündürüyorsa, büyük olasılıkla karşınızdaki içerik sağlığınızı değil, algoritmayı besliyordur.
Unutmayalım ki sağlıklı beslenme, tek bir videoya sığacak kadar basit değildir. Sağlık; yasaklarla değil dengeyle, korkuyla değil bilgiyle, moda akımlarla değil bilimsel kanıtlarla inşa edilir.
Soframızdaki kararları milyonlarca görüntülenme değil, güvenilir bilgi yönlendirdiğinde hem bedenimiz hem de toplum sağlığı kazanacaktır.
Fonksiyonel Tıp Diyetisyeni Esra Kalay

20:16
GÜNDEM
GÜNDEM
YAŞAM
SIYASET
GÜNDEM
GÜNDEM