Çağ değişir, dünya değişir; devletler yükselir, düzenler yıkılır. Lâkin insanı insan yapan değerler, zamanın rüzgârına göre değişmez.
İnsanın asıl zenginliği sahip oldukları değil, karakteridir. Kalabalıkların alkışı geçicidir; makam, servet ve şöhret ise fanidir. Bir milletin ve bir insanın gerçek kıymeti, elinde bulundurduğu şeylerle değil, uğruna yaşayabildiği değerlerle ölçülür.
Bugünün dünyası insana daha hızlı yaşamayı, daha çok tüketmeyi ve kendisini daha fazla göstermeyi telkin ediyor. İnsanlar görünür olmayı değerli olmak sanıyor. Oysa görünmek başka, var olmak başkadır. Menfaatin çoğaldığı yerde vefa azalıyor; gösterişin yükseldiği yerde samimiyet susuyor; hırsın hâkim olduğu yerde adalet yara alıyor.
Oysa insanın mayasında ahlâk, vefa, doğruluk, adalet, merhamet ve fedakârlık vardır. Bunlar yalnızca güzel sözler değil; insanı insan, milleti millet yapan temel direklerdir.
Çünkü medeniyet, yalnızca gökdelenlerin yükselmesiyle, teknolojinin ilerlemesiyle veya insanın daha çok şeye sahip olmasıyla ölçülmez. Medeniyetin gerçek ölçüsü, insanın ahlâkıdır. Bilgi insana güç verir; fakat o gücü nasıl kullanacağını ahlâk öğretir.
Çağın ruhuna teslim olmak, çağdaşlık değildir.
Asıl meziyet; değişen zamanın içinde değişmeyen hakikatleri muhafaza edebilmektir. Herkesin yöneldiği tarafa savrulmak kolaydır. Zor olan, kalabalıkların karşısında bile doğru bildiğinin yanında durabilmektir. Çünkü şahsiyet, insanın yalnız kaldığında da kendisi olarak kalabilmesidir.
Bir insanı büyüten, çağın modasına uyması değil; çağın modası değişirken dahi karakterinden taviz vermemesidir.
Bir milletin bekası da yalnızca toprakla, nüfusla veya servetle sağlanmaz. Milletleri ayakta tutan; ortak hafızaları, ülküleri, kültürleri ve ahlâklarıdır. Değerlerini kaybeden bir millet, önce ruhunu; sonra istikametini kaybeder.
Bu yüzden mesele, dünyaya ayak uydurmak değil; dünyanın değişen yüzü karşısında kendi yüzümüzü kaybetmemektir.
Zaman değişsin.
Devirler değişsin.
İnsanların ölçüleri değişsin.
Fakat biz, doğruyu doğru; yanlışı yanlış bilmekten, vefayı vefa, ihaneti ihanet olarak görmekten vazgeçmeyelim.
Çünkü insanı değerli kılan çağa ayak uydurması değil; çağ ne kadar değişirse değişsin, kendisini ve inandığı değerleri kaybetmemesidir.
Ve nihayetinde geriye sahip olduklarımız değil, nasıl bir insan olduğumuz kalacaktır.

12:38
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM