Günün aydınlığı karanlığa karıştığında, pek çok evin kapı eşiğinde adımlar geri gitmeye başlar. Evin erkeği için o koltuğa uzanmak, eline kumandayı alıp ekrana bakmak; gün boyu omuzlarında taşıdığı yükü bırakmanın, dış dünyadaki mücadeleyi kapının dışında tutmanın tek sığınağı gibidir. Karşısındaki kadın içinse o an; gün boyu evde ya da işte birikmiş zihinsel yorgunluğun ardından partneriyle buluşma, görülme, sohbet etme ve beklentisinin zirveye çıktığı andır.
İşte tam bu kesişim noktasında, evlerimizin en tanıdık ama en yıpratıcı krizlerinden biri patlak verir. Erkek, “Bütün gün çalıştım, kafamı boşaltmak ve biraz dinlenmek hakkım” diyerek kendi iç dünyasına çekilir; kadın ise “Eve geldin ama hâlâ yoksun, her şey yine benim üzerimde, benimle ilgilenmiyorsun” serzenişiyle sitemini dile getirir. Görünürde kavganın öznesi televizyon ya da telefondur ; ancak meselenin kökeninde tam anlamıyla bir ihtiyaç çatışması yatar.
Erkeklerin stresle baş etme mekanizması çoğunlukla içe çekilme odaklıdır. Gün boyu problem çözmeye, karar almaya ya da ayakta kalmaya programlanmış bir zihin, eve geldiğinde psikolojik bir vites küçültmeye ihtiyaç duyar. Televizyon karşısında rastgele kanallar arasında gezinmek ya da bir maça odaklanmak, erkek için duygusal bir ilgisizlik göstergesi değil; beynin nörolojik olarak dinlenme modudur. Ancak bu durum, karşı tarafa önceden haber verilmediğinde veya uzatıldığında; karşı tarafa şu an benim dünyamda sana yer yok mesajı gibi algılanır.
Kadının penceresinden bakıldığında ise durum bir dinlenme meselesinden çok, bir ilişkisel temas meselesidir. Kadın için ev; günün yorgunluğunu sadece uyuyarak veya oturarak değil, paylaşarak, anlatarak ve anlaşılarak atma alanıdır. Bütün günün ardından eşinin eve gelip doğrudan ekranla bağ kurması, kadında görünmezlik ve değersizlik hissi yaratır. Kadının attığı o serzeniş dolu adımlar aslında bir kavgayı başlatma isteği değil; “Ben buradayım, beni gör, benimle temas et” diyen dolaylı bir yardım ve bağlantı çığlığıdır. Ne var ki bu çığlık eleştiri diliyle dışarı yansıdığında, erkek bunu bir yetersizlik suçlaması olarak algılar ve kabuğuna daha da çekilir.
Bu duruma müdahale edilmediğinde çiftler kendilerini yıkıcı bir kısır döngünün içinde bulurlar: Erkek kaçar, kadın kovalar; kadın kovaladıkça erkek daha da uzaklaşır. Peki, aynı çatı altında bu iki haklı ihtiyacı nasıl dengeleyeceğiz?
Eve girildiği ilk 20-30 dakika ilişkisel taleplerin ve ciddi konuların askıya alındığı bir zihin boşaltma süresi olmalıdır. Erkek bu sürede üzerini değiştirip kendi içine çekilip vites küçülteceğini bilmeli; kadın da bu sürenin bir reddedilme değil, hazırlık süreci olduğunu kabul etmelidir. Eleştirmek yerine ihtiyacı net bir dille söylemek ilişkide mucizeler yaratır. “Bütün gün ekran karşısındasın” demek yerine, “Bugün çok yoruldum ve seninle 15 dakika baş başa kahve içmeye, gününün nasıl geçtiğini duymaya ihtiyacım var” demek, erkeğin savunma mekanizmasını kapatır. Erkeğin dinlenme ihtiyacı ne kadar meşruysa, kadının ilişkiyi besleme ve paylaşım talebi de o kadar meşrudur. Kumandayı ya da telefonu bırakıp göz teması kurulan kaliteli bir sohbet, saatlerce aynı odada sessizce oturmaktan çok daha iyileştiricidir.
İlişkilerimizi koruyan şey, hiç yorulmamak ya da farklı ihtiyaçlara sahip olmamak değildir ; yorulduğumuz anlarda bile birbirimizin ihtiyacına kör kalmamak, kumandanın tuşlarına basarken partnerimizin kalbine dokunmayı unutmamaktır.
Aile ve Çift Danışmanı
Semanur Ölçüm

12:30

TURIZM
EKONOMI
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM
GÜNDEM