DOLAR

49,0126$%0,06

EURO

55,6500€%0,11

STERLİN

64,9756£%0,34

GRAM ALTIN

6.588,53%0,03

ÇEYREK ALTIN

10.810,00%0,05

TAM ALTIN

43.100,00%0,04

Güneş Vakti a 12:36
Nevşehir HAFİF YAĞMUR 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
  • Meteris Haber
  • Çocuklara Sorumluluğu Oyunla Öğretmek: Çünkü Çocuk Oynarken Hayatı Öğrenir
Güncellenme - Eylül 30, 2026 08:38
Yayınlanma - Eylül 30, 2026 08:38

Çocuklara Sorumluluğu Oyunla Öğretmek: Çünkü Çocuk Oynarken Hayatı Öğrenir

Burcu Urgenç

Burcu Urgenç

11 Köşe Yazısı

Paylaş: Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp
30 Eylül 2026, 08:38

Bir çocuğa “Sorumluluklarını yerine getirmelisin.” dediğimizde çoğu zaman yetişkin dünyasının dilini kullanırız. Oysa çocukların dünyasında sorumluluk; uzun açıklamalarla, kurallarla, emirlerle ya da yapılacaklar listeleriyle değil, oyunla, merakla, deneyerek ve yaşayarak anlam kazanır.

Okul öncesi dönem, çocuğun hayatla kurduğu ilişkinin temellerinin atıldığı çok özel bir dönemdir. Çocuk bu dönemde yalnızca renkleri, sayıları, harfleri veya kavramları öğrenmez. Aynı zamanda paylaşmayı, beklemeyi, yardım etmeyi, başladığı bir işi tamamlamayı, eşyalarını korumayı, arkadaşının hakkına saygı göstermeyi ve kendi ihtiyaçlarını mümkün olduğunca karşılamayı öğrenir.

İşte tam da bu noktada karşımıza çok önemli bir soru çıkıyor:

Bir çocuğa sorumluluk duygusunu nasıl kazandırabiliriz?

Belki de cevabı düşündüğümüzden çok daha basit:

Oyunla.

Çünkü çocuk için oyun, yalnızca eğlenmek değildir. Oyun; çocuğun dili, dünyası, öğrenme biçimi ve kendini ifade etme yoludur.

“Oyuncaklarını topla” yerine “Oyuncak kurtarma ekibi geliyor!”

Bir çocuğa oyun bittikten sonra “Hadi oyuncaklarını topla.” dediğimizde bunu bir görev olarak algılayabilir.

Fakat öğretmen;

“Çocuklar, oyuncaklarımızın hepsi kendi evlerine dönmek için bizi bekliyor. Bakalım bugün hangi oyuncak ekibini en hızlı şekilde evine götürebileceğiz?”

dediğinde aynı davranış bir anda oyuna dönüşür.

Çocuk oyuncakları toplarken aslında çok önemli bir beceri kazanır:

Kullandığı materyalin sorumluluğunu almak.

Üstelik bunu “yapmalısın” baskısıyla değil, kendi isteğiyle gerçekleştirir.

Bu küçük fark, eğitim açısından oldukça değerlidir.

Çünkü amaç çocuğun yalnızca o an oyuncakları toplaması değildir. Asıl amaç, zaman içerisinde çocuğun:

“Ben kullandığım eşyayı yerine koyarım.”

diyebilen bir birey haline gelmesidir.

Sorumluluk, çocuğun hayatına küçük adımlarla girmeli

Okul öncesi eğitimde sorumluluk verirken çocuğun yaşını, gelişim düzeyini ve bireysel özelliklerini dikkate almak gerekir.

Çocuğa yetişkin sorumluluğu yüklemek yerine, onun yapabileceği küçük görevleri oyunlaştırmak çok daha anlamlıdır.

Örneğin;

Bir gün “sınıf yardımcısı” olabilir.

Bir başka gün “kitap doktoru” olabilir.

Başka bir gün “bitki bakım ekibinin kaptanı” olabilir.

Sınıftaki kalemlerin düzeninden sorumlu “kalem dedektifi” olabilir.

Arkadaşlarının su şişelerini kontrol eden “su görevlisi” olabilir.

Etkinlik sonrasında materyalleri yerlerine götüren “oyun alanı düzenleme ekibi”nin bir parçası olabilir.

Bunların hepsi yetişkin gözünden küçük görevler gibi görünebilir.

Ama çocuk açısından bunlar çok daha büyük anlamlar taşır.

Çünkü çocuk şunu hissetmeye başlar:

“Ben önemliyim. Bana güveniliyor. Ben de sınıfım için bir şeyler yapabiliyorum.”

Sorumluluk duygusunun temelinde de aslında bu vardır.

Sorumluluk vermek, çocuğa güven vermektir

Bir çocuğa sorumluluk verdiğimizde yalnızca bir işi yaptırmış olmayız.

Ona aynı zamanda:

“Sen bunu yapabilirsin.”

mesajını veririz.

Bu mesaj çocuğun özgüvenini destekler.

Örneğin öğretmen sınıftaki bitkinin sulanmasını çocuğa emanet ettiğinde, çocuk yalnızca su dökmeyi öğrenmez.

Bir canlıya özen göstermeyi, düzenli olmayı ve yaptığı işin sonucunu takip etmeyi öğrenir.

Bir süre sonra bitkinin yeni yaprak verdiğini gördüğünde ise yaptığı davranışın sonucunu somut olarak deneyimler.

İşte eğitim tam da burada gerçekleşir.

Çünkü çocuk, “Sorumluluk önemlidir.” cümlesini ezberlemek yerine sorumluluğun sonucunu yaşamıştır.

Oyunlaştırılmış sorumluluk neden daha etkili?

Çünkü oyun çocuğun doğal öğrenme alanıdır.

Oyun sırasında çocuk hata yapmaktan daha az korkar.

Tekrar eder.

Dener.

Başarısız olduğunda yeniden başlar.

Arkadaşlarıyla iş birliği yapar.

Karar verir.

Problem çözer.

Ve bütün bunları farkında bile olmadan gerçekleştirir.

Bu nedenle okul öncesinde sorumluluk kazandırırken oyunun gücünden yararlanmak, öğrenmeyi çocuğun dünyasına taşımak anlamına gelir.

Örneğin “Bugün sınıfımızda bir görevimiz var.” demek yerine:

“Bugün sınıfımızın sorumluluk kahramanlarını seçiyoruz.”

denilebilir.

Çocuklara küçük görev kartları hazırlanabilir.

Kartlarda;

“Kitaplık yardımcısı”

“Bitki bakım sorumlusu”

“Kalem dedektifi”

“Temizlik ekibi”

“Arkadaşına yardım ekibi”

“Materyal koruma görevlisi”

gibi roller bulunabilir.

Çocuklar görevlerini yerine getirdiklerinde mutlaka ödül verilmesi gerekmez.

Çünkü her davranışı maddi ödülle desteklemek yerine, çocuğun yaptığı işin anlamını fark etmesini sağlamak çok daha değerlidir.

“Sen bugün arkadaşlarının oyun alanını hazırlamasına yardım ettin.”

“Kitapları dikkatli taşıdın.”

“Bitkinin susadığını fark ettin.”

“Etkinlikten sonra kullandığın malzemeleri yerine koydun.”

gibi somut geri bildirimler çocuğun kendi davranışını fark etmesine yardımcı olur.

Sorumluluk bir yarış değildir

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta daha vardır.

Sorumluluk eğitimini bir yarışa dönüştürmemek gerekir.

“Kim daha hızlı toplarsa o kazanacak.”

“En güzel yapan yıldız alacak.”

“Bak arkadaşın yaptı, sen neden yapmadın?”

gibi yaklaşımlar kısa vadede davranışı ortaya çıkarabilir.

Fakat uzun vadede çocuğun sorumluluğu içselleştirmesini her zaman desteklemeyebilir.

Çünkü çocuk zamanla:

“Bunu neden yapıyorum?”

sorusunun cevabını “ödül almak için” olarak öğrenebilir.

Oysa bizim hedefimiz farklıdır.

Çocuğun zaman içerisinde:

“Bunu yapıyorum çünkü bu benim görevim, çünkü sınıfımın bir parçasıyım, çünkü eşyalarımıza sahip çıkmalıyız, çünkü arkadaşlarıma yardım etmek güzel.”

diyebilmesini sağlamaktır.

Sorumluluk yalnızca okulda öğretilmez

Okul, çocuğun sorumluluk duygusunu destekleyen önemli bir ortamdır. Ancak bu sürecin evde de devam etmesi gerekir.

Çocuğun evde kendi yaşına uygun sorumluluklar üstlenmesi desteklenebilir.

Oyuncaklarını toplamak…

Kirli kıyafetlerini sepete koymak…

Çantasını hazırlamaya yardımcı olmak…

Sofraya peçete getirmek…

Kitaplarını yerine koymak…

Evcil hayvanın bakımına uygun ölçüde destek olmak…

Bunların her biri çocuk için önemli yaşam deneyimleridir.

Burada yetişkinin sabrı büyük önem taşır.

Çocuğun yaptığı işi yetişkinden daha yavaş yapması doğaldır.

Bazen eksik yapabilir.

Bazen ortalığı daha fazla dağıtabilir.

Bazen yeniden hatırlatmak gerekebilir.

Fakat çocuk her defasında yaptığı işi yetişkinin tamamlamasıyla karşılaşırsa, zamanla “Nasıl olsa annem, babam veya öğretmenim yapar.” düşüncesi gelişebilir.

Bu nedenle bazen biraz daha fazla zaman tanımak gerekir.

Çocuğun kendi ayakkabısını giymesini beklemek…

Çantasını kendisinin taşımasına fırsat vermek…

Oyuncaklarını kendisinin toplamasını beklemek…

Bir işi denemesine izin vermek…

Bunların hepsi çocuğun bağımsızlaşma yolculuğunun parçalarıdır.

“Yapabiliyorum” duygusu çocuğun en güçlü kazanımlarından biridir

Bir çocuğun kendi yaptığı bir işi tamamladıktan sonra yüzündeki ifadeyi düşünelim.

Kendi başına montunu giymiştir.

Oyuncaklarını toplamıştır.

Arkadaşına yardım etmiştir.

Çiçeğini sulamıştır.

Kitabını yerine koymuştur.

Öğretmenine materyalleri taşımıştır.

Ve sonra dönüp bize bakar.

Belki çok küçük bir gülümsemeyle:

“Ben yaptım.”

der.

İşte o iki kelimenin içinde çok büyük bir eğitim vardır.

Ben yaptım.

Bu cümle çocuğun özgüvenidir.

Bağımsızlığıdır.

Çabasıdır.

Sorumluluğudur.

Ve kendisine duyduğu güvenin ilk adımlarından biridir.

Öğretmenin rolü: Komut veren değil, rehberlik eden yetişkin

Okul öncesi öğretmeni, çocuğun yerine her şeyi yapan kişi değildir.

Öğretmen çocuğun yapabileceği şeyi onun yerine yapmak yerine, çocuğa yapabilmesi için fırsat sunmalıdır.

Bazen sadece hatırlatmak…

Bazen model olmak…

Bazen birlikte yapmak…

Bazen biraz beklemek…

Bazen “Sence bunu nasıl yapabiliriz?” diye sormak…

Bazen de çocuğun kendi çözümünü bulmasına izin vermek gerekir.

Çünkü eğitim yalnızca doğru cevabı vermek değildir.

Çocuğun doğru cevaba ulaşabilecek gücü kendisinde bulmasına yardımcı olmaktır.

Sorumluluk bir görev değil, yaşam kültürüdür

Belki de okul öncesinde sorumluluk eğitimine bakışımızı değiştirmemiz gerekiyor.

Sorumluluğu yalnızca “çocuğa yaptırılacak işler” olarak görmemeliyiz.

Sorumluluk; sınıfta birbirine yardım etmekten, eşyaları korumaya, doğaya saygı göstermekten kendi ihtiyaçlarını karşılamaya kadar uzanan geniş bir yaşam becerisidir.

Çocuk bugün oyuncaklarını toplar.

Yarın kendi çantasını düzenler.

Bir süre sonra odasını düzenlemeye başlar.

Daha ileride verdiği sözün arkasında durmayı öğrenir.

Bugün arkadaşının düşen kalemini yerden kaldırır.

Yarın ihtiyacı olan bir arkadaşına destek olur.

Bugün sınıftaki bitkiyi sulamayı öğrenir.

Yarın doğayı korumanın değerini kavrar.

Yani bugün sınıfta başlayan küçük bir sorumluluk, yarının karakter özelliklerinden birine dönüşebilir.

Son söz: Çocuklara görev değil, anlam verelim

Çocukların sorumluluk sahibi bireyler olmalarını istiyorsak onlara sürekli olarak:

“Bunu yapmalısın.”

demek yerine bazen:

“Bunu birlikte nasıl yapabiliriz?”

demeliyiz.

Onlara sadece görev vermek yerine görevlerinin anlamını göstermeliyiz.

Sorumluluğu bir zorunluluk olmaktan çıkarıp oyunun, merakın ve keşfin içine yerleştirmeliyiz.

Çünkü çocuk oyun oynarken yalnızca eğlenmez.

Oyun oynarken karar verir.

Dener.

Yanılır.

Yeniden dener.

İş birliği yapar.

Paylaşır.

Üretir.

Ve en önemlisi…

Kendi dünyasında büyür.

Okul öncesinde hedefimiz çocuklara yalnızca “sorumluluklarını yerine getiren” bireyler yetiştirmek değil; yaptığı işin değerini bilen, kendisine güvenen, çevresine duyarlı, bağımsız hareket edebilen ve yaşamın içinde aktif rol alabilen çocuklar yetiştirmek olmalıdır.

Bunun yolu ise çoğu zaman düşündüğümüz kadar karmaşık değildir.

Biraz sabır…

Biraz güven…

Biraz rehberlik…

Ve bolca oyun.

Çünkü çocuk için oyun, hayatın provası değil; hayatın ta kendisidir.

🔬Okul öncesi eğitimin öncülerinden Friedrich Froebel

🧑‍🔬“Oyun, çocukluğun en yüksek gelişim biçimidir.”
Friedrich Froebel’in eğitim anlayışında oyun, çocuğun gelişiminin merkezinde yer alır. Bu nedenle okul öncesinde çocuğa kazandırmak istediğimiz pek çok beceriyi, onun doğal öğrenme dili olan oyunla buluşturmak; eğitimi çocuğun dünyasına taşımaktır.

Burcu Urgenç 

0 0 0 0 0 0
SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

Çocuklara Sorumluluğu Oyunla Öğretmek: Çünkü Çocuk Oynarken Hayatı Öğrenir

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0