DOLAR

50,1421$%0,20

EURO

55,9072€%-0,62

STERLİN

66,9923£%-0,68

GRAM ALTIN

6.556,39%-0,60

ÇEYREK ALTIN

10.791,00%-0,41

TAM ALTIN

42.993,00%-0,40

Güneş Vakti a 12:30
Nevşehir PARÇALI AZ BULUTLU 1°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a
Güncellenme - Ekim 15, 2026 13:04
Yayınlanma - Ekim 15, 2026 13:04

Gençlik nereye gidiyor?

Aydın Uzkan

Aydın Uzkan

10 Köşe Yazısı

Paylaş: Facebook Twitter LinkedIn WhatsApp
15 Ekim 2026, 13:04

Toplumun her kriz ve kırılma döneminde aynaya bakmaktan imtina edip dönüp suçladığı ilk merci, o toplumun yarını olan gençliktir. “Gençlik nereye gidiyor?” sorusu, asırlardır cevabı aranan fakat soruluş biçimindeki kaygı ve yargı sebebiyle muhatabına bir türlü ulaşamayan kadim bir tereddüttür. Bugün bu soru, dijitalleşmenin hızı, küreselleşmenin tek tipleştirici etkisi ve ekonomik belirsizliklerin gölgesinde çok daha çetin bir yankı bulmaktadır.

Gençlik, bir bilinmeyene veya felakete doğru sürüklenmiyor, aksine kendisinden önceki kuşakların inşa ettiği, yer yer çökmeye yüz tutmuş yapıların enkazı üzerinde kendi patikasını açmaya çalışıyor.

Türkiye’nin tarihsel ve toplumsal dinamikleri göz önüne alındığında, gençliği tek bir doğrultuda değerlendirmek sosyolojik bir körlük yaratır. Edebiyatımızın güçlü kalemlerinden Şule Gürbüz’ün o derinlikli tespitiyle; “İnsan zamanın içinde durmaz, zaman insanın içinden geçer.”

Günümüz gençliği zamanın edilgen bir tanığı değil, bizzat zamanın yıpratıcı rüzgarını göğsünde hisseden canlı bir dokudur. Yaşadığımız konjonktürde gençlerin yönü, sadece kendi arzularıyla değil, içine doğdukları sosyo ekonomik iklimin ve sosyolojik gerçekliklerin dayatmalarıyla çizilmektedir.

Genç nesil bugün geleneksel kurumlar ile küresel ağlar arasında sıkışmış bir kimlik mücadelesi vermektedir. Aile, okul ve mahalle gibi klasik toplumsallaşma mekanizmaları geçerliliğini yitirirken, algoritmalar, dijital platformlar ve sınır tanımayan ekranlar yeni aidiyet alanları sunmaktadır. Bu durum, gençleri köksüz kılmaktan ziyade “akışkan” bir varoluşa itmektedir. Yönünü kaybetmiş bir pusuladan ziyade, haritası sürekli güncellenen yeni bir coğrafyada yolunu bulmaya çalışan seyirci ve aktörlerdir onlar.

Gelecek kaygısı, ekonomik dalgalanmalar ve nitelikli ememe verilen değerin muğlaklaşması, gençliği köklü hayaller kurmaktan anlık tutunuşlara sevk etmektedir. Üniversite diplomalarının işlevselliğinin azalmaya başladığı bir atmosferde, gençlerin “başka diyarlara” ya da iç dünyalarındaki kabuklarına çekilmesi bir kaçış değil, bir savunma mekanizmasıdır. Gidilen yer, fiziksel coğrafyalardan ziyade zihinsel ve dijital sığınaklardır.

Gençlik, kıyıyı döven ama kıyıda duramayan fırtınalı bir deniz gibidir. Kendi köpüğünde boğulduğu zannedilen bu deniz, aslında dibindeki kayaları aşındırmakta ve yeni bir sahil şeridi oluşturmaktadır. Onların sessizliği bir kabulleniş değil, mevcut dilin yetersizliğine verilen bir cevaptır. Anlaşılmamayı bir zırh gibi kuşanan gençlik, okunamayacak kadar karmaşık bir şiire dönüşmüştür.

Eski nesillerin “bizim zamanımızda” diye başlayan nostaljik nutukları, gençliğin aktığı yatakla hiçbir zaman temas etmemektedir. Zira bugünün konjonktürü, dünün tecrübesini çoğu zaman geçersiz kılan bir hız ve değişim üretmektedir. Gençleri sorgulayan bakışlar, aslında kendi ürettikleri geleceğin sorumluluğundan kaçan yetişkinlerin yankısından ibarettir. Gençlik yanlış bir yöne gitmiyor, aksine kendi zamanının ruhuna uygun, yepyeni bir yön icat ediyor.

Bu dönüşümün en belirgin işareti, gençliğin aidiyet kavramını baştan tanımlamasıdır. Artık coğrafi, milli veya ideolojik kalıplar, dijital evrenselliğin getirdiği esneklik karşısında eskiye oranla daha geçirgendir. Yerel bir sorunu küresel bir dille ifade edebilen, dünyadaki akranlarıyla aynı anda aynı duyarlılıkları veya yılgınlıkları paylaşabilen bir kuşak söz konusudur. Bu sebeple “nereye gidiyor?” sorusunun cevabı, yerel bir durağa değil, evrensel bir akışa işaret etmektedir.

Toplumsal yapının tüm bu çalkantıları ortasında gençlik, hayatı ve geleceği yeniden tartmaktadır. İnsan, üzerine giydirilen hazır kimlikleri reddettiğinde ve kendi hakikatini aramaya koyulduğunda çıkıntılı görünür. Bugün gençliğe “savruluyor” diyenler, aslında onların bu özgün arayışındaki kararlılığı göremeyenlerdir.

“Gençlik nereye gidiyor?” kaygısı, aslında toplumun kendi geleceğine duyduğu güvensizliğin projeksiyonudur. Gençlik bir yere gitmiyor, tam burada, değişimin merkezinde duruyor ve dönüştürüyor.

Gençliğe bir rota çizmek ya da gittikleri yolu yargılamak yerine, aktıkları yatağı anlamak ve o akışa saygı duymak gerekir. Çünkü gençlik, sürüklendiği meçhul bir uçurum değil, kendi küllerinden doğan ve yarının toplumsal mimarisini harçsız, kaygısız ama derinden inşa eden asıl kuvvettir.

 

0 0 0 0 0 0
SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

HIZLI YORUM YAP

0 0 0 0 0 0